
Konut ve işyeri tahliyesi talebi, Türk Borçlar Kanunu’nda sınırlı olarak sayılan yasal tahliye sebeplerinin gerçekleştiği tarihlerde veya bu tarihlerden itibaren kanunda öngörülen hak düşürücü süreler içerisinde ileri sürülebilir. Sözleşme süresinin sona ermesi tek başına tahliye için yeterli bir sebep teşkil etmediğinden, kiraya verenin tahliye talebini hukuken geçerli bir nedene dayandırması ve ilgili süreleri titizlikle takip etmesi gerekir.
İhtiyaç, tahliye taahhüdü veya 10 yıllık uzama süresi gibi kanuni sebeplerin varlığı.
İlamsız icra yolu hariç, kira uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurulması zorunluluğu.
Tahliye nedenine bağlı olarak değişen, dava açma veya icra takibi için tanınan sınırlı süreler.
Tahliye Talebi İçin İzlenmesi Gereken Hukuki Adımlar
Tahliye süreci, uyuşmazlığın türüne göre farklılık gösterse de genel olarak belirli bir disiplin içerisinde yürütülmelidir. İlk adım, mevcut durumun kanunda sayılan tahliye nedenlerinden hangisine girdiğinin tespiti ve bu nedenin ispatı için gerekli belgelerin hazırlanmasıdır.
- Tahliye sebebinin (ihtiyaç, taahhüt, temerrüt vb.) hukuki dayanağının belirlenmesi.
- Arabuluculuk dava şartının yerine getirilmesi (ilamsız icra takibi hariç).
- Gerekiyorsa ihtarname veya fesih bildiriminin kiracıya usulüne uygun tebliği.
- Arabuluculukta anlaşma sağlanamaması halinde Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açılması.
Arabuluculuk ve Dava Şartı Uygulaması
Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren arabulucuya başvurmak dava şartı haline gelmiştir. Bu kural, tarafların mahkemeye gitmeden önce uyuşmazlığı çözümlemelerini amaçlar. Arabuluculuk süreci tamamlanmadan veya son tutanak alınmadan açılan davalar, mahkeme tarafından usulden reddedilir.

İstisnai olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilamsız icra yoluyla (Örnek 13) başlatılan tahliye talepleri bu dava şartından muaftır. Bu yola başvurulması durumunda, kiracıya ödeme emri gönderilerek borcunu ödemesi veya kiralananı boşaltması için belirli bir süre tanınır.
“Av. Vedat Can SÜNERİN
Tahliye süreçlerinde en kritik nokta, kanunda öngörülen hak düşürücü sürelerin doğru hesaplanmasıdır. Özellikle tahliye taahhüdü veya ihtiyaç nedeniyle açılacak davalarda, bir aylık sürenin başlangıcı ve bitişi, davanın kabulü veya reddi üzerinde doğrudan belirleyicidir. Arabuluculuk dava şartının atlanması veya yanlış tahliye nedenine dayanılması, sürecin usulden reddine ve zaman kaybına neden olabilir. Bu nedenle, her tahliye sebebinin kendine özgü ispat şartlarını ve bildirim sürelerini dikkatle incelemek, hukuki hakların korunması bakımından büyük önem taşır.”
Tahliye Nedenine Göre Sürelerin Takibi
Tahliye taleplerinde süreler, hak düşürücü niteliktedir ve bu sürelerin kaçırılması tahliye hakkının kaybedilmesine yol açar. Her tahliye nedeni için kanun koyucu farklı bir zaman dilimi öngörmüştür.
Tahliye taahhüdüne dayalı taleplerde, taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi başlatılmalı veya dava açılmalıdır. İhtiyaç nedeniyle tahliye taleplerinde ise belirli süreli sözleşmelerde sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde dava açılması gerekir. 10 yıllık uzama süresi sonunda yapılacak fesih bildirimlerinde, her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce kiracıya yazılı bildirimde bulunulması şarttır.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Tahliye süreçlerinde en sık karşılaşılan hata, sözleşme süresinin bitiminin kiracıyı kendiliğinden tahliye ettireceği düşüncesidir. Oysa Türk Borçlar Kanunu uyarınca, konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme süresi bitse dahi kiracı çıkmadığı sürece sözleşme kanunen uzamaya devam eder.
Bir diğer hata ise, tahliye taahhütnamelerinin kira sözleşmesi ile aynı tarihte imzalanmasıdır. Kiralananın tesliminden önce veya sözleşme ile aynı anda alınan taahhütnameler, kiracının baskı altında olduğu gerekçesiyle geçersiz kabul edilebilir. Ayrıca, ihtiyaç nedeniyle tahliye taleplerinde ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması şarttır; aksi takdirde talep mahkemece reddedilir.
Kiralananın Tahliyesinde İspat Yükü ve Belge Yönetimi
Tahliye talebinin hukuki zeminde karşılık bulabilmesi için kiraya verenin iddialarını yazılı delillerle desteklemesi zorunludur. Özellikle ihtiyaç nedeniyle tahliye taleplerinde, ihtiyacın varlığını gösteren belgelerin (örneğin; mevcut konutun satıldığına dair tapu kaydı, işyerinin kapandığına dair ticaret sicil kayıtları veya yeni bir iş kurma hazırlığına ilişkin somut veriler) dava dilekçesine eklenmesi gerekir. Sözlü beyanlar, tahliye talebinin haklılığını kanıtlamada tek başına yeterli görülmez ve mahkemece ispat yükünün yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine yol açabilir.
Tahliye taahhüdüne dayalı süreçlerde ise taahhütnamenin “yazılı” olması ve kiralananın tesliminden sonraki bir tarihte düzenlenmiş olması temel şarttır. Kiracı ile yapılan yazışmalar, ihtarname içerikleri ve kira bedelinin ödendiğine dair banka dekontları, uyuşmazlığın çözümünde mahkemenin dikkate aldığı temel belgeler arasındadır. Kiraya veren, tahliye talebini ileri sürerken bu belgelerin asıllarını veya onaylı örneklerini dosyaya sunarak iddiasını somutlaştırmalıdır.
İhtiyaç Nedeniyle Tahliyede “Gerçek ve Samimi” İhtiyaç Kriteri
Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri ihtiyacı, tahliye talebinin en sık başvurulan gerekçelerinden biridir. Ancak bu ihtiyacın “gerçek, samimi ve zorunlu” olması, mahkemenin tahliye kararı vermesi için aradığı temel ölçüttür. Kiraya verenin halihazırda başka bir konutunun bulunması veya ihtiyaç duyulan taşınmazın kiraya verenin mevcut ihtiyacını karşılamaya elverişli olmaması gibi durumlar, talebin reddedilmesine neden olabilir.
Uygulamada, kiraya verenin ihtiyaç iddiasını kanıtlamak için sunduğu belgelerin, taşınmazın tahliye edilmesini gerektirecek düzeyde bir zorunluluk içermesi beklenir. Örneğin, bir işyeri ihtiyacı ileri sürülüyorsa, kiraya verenin o bölgede ticari faaliyet gösterme niyetini ve kapasitesini gösteren belgeler önem kazanır. İhtiyacın geçici veya keyfi olduğu kanaati oluşursa, tahliye talebi hukuki dayanağını kaybeder. Ayrıca, ihtiyaç nedeniyle tahliye edilen taşınmazın, haklı bir sebep olmaksızın üç yıl boyunca eski kiracıdan başkasına kiraya verilmesi durumunda, kiraya verenin tazminat sorumluluğu doğabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Sözleşme Süresinin Sona Ermesi ve Bildirim Yükümlülüğü
Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresinin bitimi kiraya verene doğrudan tahliye hakkı tanımaz; ancak kiraya verene sözleşmeyi sona erdirme iradesini bildirme imkanı sağlar. On yıllık uzama süresi sonunda, kiraya veren herhangi bir gerekçe göstermeksizin sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılabilmesi için, her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce kiracıya yazılı bildirimde bulunulması şarttır. Bildirim süresine uyulmaması, sözleşmenin bir yıl daha uzamasına sebebiyet verir.
Bildirimlerin noter kanalıyla yapılması, tebligatın yapıldığının ve içeriğinin ispatı açısından en güvenli yoldur. Adi posta veya e-posta yoluyla yapılan bildirimler, kiracının tebligatı aldığını inkar etmesi durumunda ispat zorluğu yaratabilir. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimini takip eden süreçte, kanunda öngörülen süreleri kaçırmamak adına bildirimlerini zamanında yapmalı ve tebligat parçalarını dosyada muhafaza etmelidir. Sürelerin hesaplanmasında, bildirim tarihinin değil, kiracıya ulaştığı tarihin esas alınması, hak kaybına uğramamak için kritik bir noktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
Kira sözleşmesi bittiğinde kiracı kendiliğinden çıkmak zorunda mı?
Hayır, konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme süresinin bitimi tek başına tahliye sebebi değildir; sözleşme kanunen uzamaya devam eder.
Arabuluculuk süreci ne kadar sürer?
Arabuluculuk süreci, başvurudan itibaren genellikle kısa sürede sonuçlanır; ancak tarafların anlaşamaması durumunda düzenlenen son tutanakla dava açma hakkı doğar.
Tahliye davası ne kadar sürer?
Dava süresi; tahliye sebebine, delil durumuna ve mahkemenin iş yüküne göre değişkenlik gösterir.
