
Boşanma sonrası saklanan embriyolar hakkında eşlerin anlaşamaması durumunda, yürürlükteki mevzuat uyarınca boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte embriyoların imha edilmesi yasal bir zorunluluktur. Türk hukukunda embriyolar üzerinde eşlerin ortak tasarruf yetkisi bulunduğu ve bu işlemin evlilik birliği şartına bağlı olduğu kabul edildiğinden, evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte embriyoların kullanımına ilişkin rıza ve hukuki dayanak kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.
Hukuki Çerçeve ve Mevzuat
Türkiye’de üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE) uygulamaları, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve buna dayanılarak çıkarılan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, embriyo dondurma işlemini yalnızca evli çiftlerin ortak rızası ve tıbbi zorunluluk halleriyle sınırlandırmıştır.
Yönetmelik hükümleri gereği; eşlerin birlikte talebi, eşlerden birinin ölümü veya boşanmanın hükmen sabit olması durumunda, saklanan embriyoların imha edilmesi zorunludur. Bu süreç, sağlık merkezleri tarafından oluşturulan bir komisyon marifetiyle tutanak altına alınarak gerçekleştirilir.
Eşlerin Anlaşamaması ve İspat Yükü
Boşanma sürecinde veya sonrasında tarafların embriyoların akıbeti konusunda anlaşmazlığa düşmesi durumunda, sağlık merkezleri yönetmelik gereği tarafların güncel ve ortak iradesini esas almak zorundadır. Embriyo transferi veya saklanmaya devam edilmesi için eşlerin her ikisinin de güncel ve yazılı rızasının bulunması esastır.

Taraflar, embriyoların kullanımı veya imhası konusunda bir uzlaşıya varamadıkları takdirde, sağlık merkezi yönetmelik gereği imha prosedürünü uygulamakla yükümlüdür. Bu noktada, tedavi başlangıcında imzalanan aydınlatılmış onam formları, saklama kayıtları ve boşanma ilamı, merkezin işlem tesis etmesinde temel delil niteliği taşır.
“Av. Vedat Can SÜNERİN
Embriyoların hukuki statüsü, mal rejiminin tasfiyesi veya velayet kuralları ile karıştırılmamalıdır. Türk hukukunda bu biyolojik materyaller üzerinde eşlerin ortak tasarruf yetkisi, evlilik birliğinin devamı şartına bağlanmıştır. Boşanma kararının kesinleşmesi, bu ortak iradeyi hukuken sona erdirir ve yönetmelik gereği imha sürecini başlatır. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, mevzuatın emredici nitelikteki imha kuralını değiştirmemektedir. Bu nedenle, boşanma sürecinde embriyoların akıbetine ilişkin idari ve tıbbi kayıtların, aydınlatılmış onam formları ile birlikte titizlikle incelenmesi gerekmektedir.”
Uygulamada Sık Karşılaşılan Hatalar
Embriyolar, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında paylaşılabilecek bir “mal” veya “eşya” statüsünde değildir. Bu nedenle boşanma davasında mal paylaşımına konu edilemezler ve üzerlerinde velayet hakkı kurulması hukuken mümkün değildir.
- Boşanma davasının devam ediyor olması, embriyoların saklama süresini veya imha prosedürünü kendiliğinden durdurmaz.
- Eşlerden birinin, diğerinin rızası olmaksızın embriyoları kullanma talebi, mevcut mevzuat ve etik kurallar gereği reddedilir.
- Saklama süresinin bir yılı aşması halinde, eşlerin her yıl merkeze başvurarak taleplerinin devam ettiğini belirten imzalı dilekçe vermeleri zorunludur.
Yargısal Denetim ve İdari Süreç
Embriyoların saklanması, çözülmesi ve imhası süreçleri Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan ÜYTE merkezleri tarafından yürütülür. Sağlık merkezinin veya idarenin imha işlemine karşı açılacak davalar, işlemin niteliğine göre idari yargı mercilerinin görev alanına girebilir.
Ancak, boşanma sonrası embriyonun akıbetine ilişkin uyuşmazlıklarda, yönetmelik hükümleri oldukça katı olduğundan, yargı kararları da genellikle mevcut mevzuatın uygulanması yönündedir. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, yönetmeliğin emredici hükümleri karşısında genellikle imha süreciyle sonuçlanmaktadır.
Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezlerinin İdari Yükümlülükleri ve Bildirim Süreci
Üremeye yardımcı tedavi merkezleri, embriyoların saklanması sürecinde yalnızca tıbbi bir birim değil, aynı zamanda mevzuatın öngördüğü idari denetim mekanizmasının bir parçası olarak hareket eder. Merkezler, boşanma kararının kesinleştiğini öğrendikleri andan itibaren, tarafların rızasına bakılmaksızın durumu kayıt altına almak ve imha sürecini başlatmakla yükümlüdür. Bu bildirim yükümlülüğü, merkezin ruhsatını ve faaliyet iznini koruması açısından kritik bir öneme sahiptir; zira boşanmış eşlerin embriyolarını saklamaya devam etmek, yönetmelik hükümlerine aykırılık teşkil eder.
Tarafların boşanma ilamını merkeze sunma yükümlülüğü, tedavi sözleşmesinin bir parçası olarak kabul edilir. Eğer eşlerden biri boşanma kararını merkeze bildirmemişse, merkez bu durumu resmi kayıtlar veya tarafların beyanları üzerinden tespit ettiği anda saklama sözleşmesini tek taraflı olarak feshetme hakkına sahiptir. Bu aşamada merkez, taraflara yazılı bildirimde bulunarak imha işleminin tarihini ve yöntemini tebliğ eder; bu tebligat, işlemin hukuka uygunluğunu kanıtlayan en önemli idari belgedir.
Embriyo Saklama Sözleşmesinin Feshi ve Tazminat Riski
Boşanma sonrası embriyoların imhası, taraflar arasında önceden imzalanan saklama sözleşmesinin hukuki dayanağını yitirmesi anlamına gelir. Sözleşmenin kurulduğu tarihte mevcut olan “evlilik birliği” şartı ortadan kalktığında, merkezin embriyoları saklamaya devam etmesi, hem mevzuata aykırı bir faaliyet hem de gereksiz bir risk oluşturur. Bu nedenle, boşanma kesinleştiği halde tarafların merkeze bildirim yapmaması, sözleşmenin ifa edilemez hale gelmesine yol açar ve merkez, sözleşmeyi derhal feshetme yetkisini kullanır.
Taraflardan birinin, diğerinin rızası olmaksızın embriyoların saklanmaya devam edilmesi yönündeki talebi, merkezin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Merkez, tarafların boşanmış olduğunu bildiği halde saklama işlemine devam ederse, idari yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Bu süreçte tarafların birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri tazminat talepleri, embriyoların imhasından doğan manevi zararlarla sınırlı olmayıp, sözleşmenin ihlali veya haksız fiil iddiaları üzerinden değerlendirilir; ancak mevzuatın emredici hükümleri karşısında bu tür taleplerin kabul görme ihtimali oldukça düşüktür.
İmha İşlemine Karşı İdari Başvuru ve Yargısal Denetim Sınırları
Sağlık merkezinin imha kararına karşı tarafların idari yargıda yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açması, uygulamada nadir görülen ve başarı şansı oldukça düşük bir yoldur. İdari yargı mercileri, embriyoların saklanması konusundaki yönetmelik hükümlerini “kamu düzeni” ve “tıbbi etik” çerçevesinde değerlendirir. Bu nedenle, mahkemeler genellikle merkezin imha işlemini, mevzuata uygun bir idari tasarruf olarak kabul eder ve işlemin iptali yönündeki talepleri reddeder.
Yargısal denetim sürecinde, tarafların boşanma öncesinde imzaladıkları aydınlatılmış onam formları, merkezin en güçlü savunma aracıdır. Bu formlarda, boşanma durumunda embriyoların imha edileceğine dair açık hükümlerin bulunması, tarafların bu sonucu önceden kabul ettiklerini gösterir. Dolayısıyla, imha işlemine karşı açılacak bir davada, tarafların iradelerinin boşanma sonrası değiştiğini iddia etmeleri, sözleşme hukukunun temel ilkeleri ve yönetmeliğin emredici hükümleri karşısında hukuki bir sonuç doğurmaz.
Sık Sorulan Sorular
Boşanma davası sürerken embriyolar kullanılabilir mi?
Hayır, embriyo kullanımı için eşlerin her ikisinin de güncel ve geçerli rızasının bulunması şarttır. Boşanma sürecindeki bir anlaşmazlık, bu rızanın varlığını ortadan kaldırır.
Boşanma kesinleşince embriyolar ne olur?
Yönetmelik gereği, boşanmanın hükmen sabit olması (kararın kesinleşmesi) ile birlikte embriyoların imha edilmesi yasal bir zorunluluktur.
Embriyolar üzerinde velayet hakkı kurulabilir mi?
Hayır, embriyolar üzerinde velayet veya kişisel ilişki kurulması hukuken mümkün değildir.
