
Hizmet tespiti davalarında SGK kayıtları, işyeri belgeleri ve tanık delili, sigortasız veya eksik sigortalı çalıştırılan dönemlerin ispatında kullanılan temel araçlardır. Bu davalarda temel amaç, işçinin fiilen çalıştığı ancak Kurum kayıtlarına yansımayan çalışma sürelerinin, kazançlarının ve prim gün sayılarının mahkeme kararıyla tescil edilmesidir.
İspat Süreci ve Delil Türleri
Hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme sadece tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmaz; gerçeği ortaya çıkarmak için re’sen araştırma yapar. İspat sürecinde izlenecek adımlar şu şekildedir:
- Yazılı Belgeler: İşçinin işyerinde çalıştığını gösteren ücret bordroları, işe giriş bildirgesi, banka dekontları, işyeri özlük dosyası, vardiya çizelgeleri, servis listeleri, iş güvenliği evrakı ve şirket içi yazışmalar en güçlü delillerdir.
- Tanık Delili: Yazılı belgenin bulunmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda tanık beyanlarına başvurulur. Bordro tanıkları, ihtilaf konusu dönemde aynı işyerinde çalıştığı resmi kayıtlarla sabit olan kişilerdir.
- Komşu İşyeri Tanıkları: Aynı dönemde davalı işyerine komşu olan işyerlerinde çalışan veya işverenlik yapan, davacının çalışmasını bizzat gözlemleyebilecek kişilerdir.
Görevli Mahkeme ve Başvuru Yolu
Hizmet tespiti davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. İş mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, İş Mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.

Hizmet tespiti davası açmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na idari başvuru yapılması bir dava şartı değildir; doğrudan iş mahkemesinde dava açılabilir. Ayrıca bu dava türü, işçilik alacakları davasından farklı olarak arabuluculuk dava şartına tabi değildir.
“Av. Vedat Can SÜNERİN
Hizmet tespiti davalarında ispat yükü işçide olsa da mahkemenin re’sen araştırma yetkisi süreci belirler. Yazılı belgelerin bulunmadığı durumlarda tanık beyanlarının, çalışmanın geçtiği dönemde işyerinde bulunmuş veya komşu işyerlerinde çalışmış kişilerce yapılması ispatın gücünü artırır. Sadece tanık beyanına dayanmak yerine, işyerine ait vergi kayıtları, belediye ruhsatları ve işe giriş bildirgeleri gibi resmi belgelerin dosyaya kazandırılması, davanın seyri açısından kritik bir öneme sahiptir. Arabuluculuk şartına tabi olmayan bu davalarda, hak düşürücü sürelerin başlangıcı dikkatle takip edilmelidir.”
Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları
5510 sayılı Kanun’un 86. maddesi uyarınca, hizmet tespiti davası için 5 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür. Süre, çalışmanın geçtiği yılın sonundan itibaren işlemeye başlar.
İşçinin işe giriş bildirgesinin verilmesi, primlerinin yatırılması veya Kurum tarafından yapılan bir denetimde çalışmanın tespit edilmesi gibi durumlarda hak düşürücü süre işlemez. Bu istisnalar, çalışmanın Kurum tarafından bilindiği veya kayıt altına alındığı halleri kapsar.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Tanık seçiminde sadece davacının arkadaşı olan veya işyerinde çalışmayan kişilerin gösterilmesi, ispat gücünü zayıflatır. Mahkeme, tanıkların çalışmayı bizzat gözlemleyebilecek konumda olup olmadığını titizlikle değerlendirir.
Bir diğer hata ise sadece tanık beyanına güvenip, işyerine ait resmi kayıtların celbini talep etmemektir. İşyeri sicil dosyası, vergi kayıtları ve belediye ruhsatları gibi resmi belgeler, tanık beyanlarını destekleyen en önemli yan delillerdir.
İşyeri Sicil Dosyası ve Kurum Denetim Raporlarının Etkisi
Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde tutulan işyeri sicil dosyası, bir işyerinin faaliyet süresini, işçi çalıştırma kapasitesini ve denetim geçmişini ortaya koyan resmi bir veri havuzudur. Mahkeme, hizmet tespiti davasında işverenin Kuruma verdiği dönem bordrolarını, işyeri bildirgelerini ve Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen denetim raporlarını celp ederek, iddia edilen çalışma dönemiyle işyerinin faal olduğu dönemlerin örtüşüp örtüşmediğini denetler. Eğer işyeri o tarihlerde kapalıysa veya Kurum kayıtlarında hiç işçi çalıştırmadığı görülüyorsa, tanık beyanları tek başına çalışmanın varlığını kanıtlamaya yetmeyebilir.
Kurum denetim raporları, işyerinde yapılan fiili tespitleri içerdiği için ispat yükünün yönünü değiştirebilecek kadar güçlü bir delil niteliği taşır. Örneğin, bir işyerinde yapılan denetimde işçinin ismi tutanakta yer alıyorsa, bu durum çalışmanın Kurum tarafından bilindiği anlamına gelir ve hak düşürücü sürenin işlemesini engeller. Ancak denetim raporunda işçinin isminin geçmemesi, çalışmadığı anlamına gelmez; bu durumda işçi, diğer yan delillerle (banka kayıtları, işyeri giriş kartları, e-posta yazışmaları) çalışmasını ispat etme yükümlülüğünü sürdürür.
Prime Esas Kazançların Tespiti ve Bordro İhtilafları
Hizmet tespiti davası yalnızca çalışma süresinin değil, aynı zamanda prime esas kazanç tutarının da tescilini kapsayabilir. İşveren, işçinin gerçek maaşını bordroda düşük göstererek primleri asgari ücret üzerinden yatırmışsa, işçi aradaki farkın tespiti için dava açabilir. Bu noktada, banka hesap hareketleri ile bordrolar arasındaki uyumsuzluk en somut delildir; maaşın bir kısmının elden ödenmesi durumunda, bankaya yatan tutar ile bordrodaki tutar arasındaki fark, ispatın temelini oluşturur.
Bordroların işçi tarafından imzalanmış olması, ödemenin yapıldığına dair bir karine teşkil etse de, ihtirazi kayıt konulmuşsa veya bordro içeriğinin gerçeği yansıtmadığı başka delillerle destekleniyorsa, mahkeme bordro dışı ödemeleri dikkate alabilir. Uygulamada, işçinin banka hesabına düzenli olarak yatırılan ve bordrodaki maaşla örtüşmeyen tutarlar, “ücretin gerçek miktarı” konusunda mahkeme için belirleyici bir gösterge kabul edilir. İşçi, sadece çalışma süresini değil, kazancının gerçek miktarını da ispatlamakla yükümlü olduğundan, maaş ödemelerine ilişkin tüm dekontların ve varsa iş sözleşmelerinin dosyaya sunulması zorunludur.
İşyeri Belgelerinin İbrazı ve İspat Yükünün Yer Değiştirmesi
İşveren, 5510 sayılı Kanun gereği işyeri kayıtlarını ve özlük dosyalarını saklamakla yükümlüdür; bu belgelerin mahkemeye sunulmaması, işverenin aleyhine bir durum yaratabilir. Mahkeme, işverene kayıtları sunması için kesin süre verdiğinde, işveren bu belgeleri sunmazsa veya “kayıtlar tutulmadı” şeklinde bir savunma yaparsa, işçinin sunduğu delillerin doğruluğu konusunda mahkeme daha esnek bir değerlendirme yapabilir. Bu durum, ispat yükünün işçiden işverene kaydığı veya işçinin delillerinin güçlendiği bir süreç olarak işler.
Özellikle küçük ölçekli işyerlerinde resmi kayıtların eksik tutulması yaygın bir durumdur; bu gibi hallerde mahkeme, işyerinin vergi dairesi kayıtlarını, belediye ruhsatlarını ve ticaret sicil gazetesi ilanlarını inceleyerek işyerinin varlığını ve faaliyet süresini belirler. İşçinin, işyerinin faal olduğu dönemde orada bulunduğunu kanıtlayan her türlü belge (iş kıyafetiyle çekilmiş fotoğraflar, işyerine giriş-çıkış kayıtları, müşteri yazışmaları) tanık beyanlarını destekleyen yan delil olarak dosyaya eklenmelidir. Belgelerin eksikliği, davanın reddine yol açabileceği gibi, tanıkların güvenilirliğini de doğrudan etkileyen bir faktördür.
Sık Sorulan Sorular
Tanık beyanları tek başına yeterli midir?
Hayır, tanık beyanları tek başına yeterli görülmez; mutlaka işyeri kayıtları veya diğer yan delillerle desteklenmelidir.
İşveren kayıtları tutmamışsa ne olur?
İşverenin kayıt tutmaması veya ibraz etmemesi durumunda, mahkeme re’sen araştırma ilkesi gereği komşu işyeri tanıklarını ve diğer resmi kurum kayıtlarını inceleyerek sonuca ulaşır.
Hizmet tespiti davasında güncel bir değişiklik var mı?
Hizmet tespiti davasının temel dayanağı olan 5510 sayılı Kanun hükümlerinde ve görevli mahkeme kurallarında yakın dönemde bir değişiklik bulunmamaktadır.
