İş Kazası ve Meslek Hastalığı Davasında Görevli Mahkeme ve Süreler

İş Kazası ve Meslek Hastalığı Davasında Görevli Mahkeme ve Süreler

İş kazası veya meslek hastalığı meydana geldiğinde, işverenin durumu Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kazadan sonraki 3 iş günü içinde elektronik ortamda bildirmesi yasal bir zorunluluktur. Bu süre hesaplanırken hafta sonları ve resmi tatiller iş günü sayılmadığı için hesaba katılmaz. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları, iş hukukundaki diğer birçok uyuşmazlığın aksine zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır; bu nedenle hak sahipleri doğrudan İş Mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir.

İş Kazası ve Meslek Hastalığı SGK Bildirim Yükümlülüğü

İşveren, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca iş kazasını SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. Bildirim süresi, kazanın meydana geldiği tarihten itibaren başlar. Ancak kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerlerde gerçekleşmesi durumunda, süre işverenin olayı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

İş kazası sonucu ölüm veya ağır yaralanma meydana gelmişse, işveren durumu derhal yetkili kolluk kuvvetlerine bildirmek zorundadır. Bildirimin 3 iş günü içinde yapılmaması durumunda, işverene idari para cezası uygulanabilir. Ayrıca, bildirim yapılana kadar geçen süre için sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği SGK tarafından işverenden rücuen tahsil edilebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları

İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, iş mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Bu davalar, işçinin sigorta haklarına erişimi ve olayın tespiti açısından kritik bir hukuki süreçtir.

İş Kazası ve Meslek Hastalığı Davasında Görevli Mahkeme ve Süreler

Yetkili mahkeme belirlenirken üç farklı seçenek mevcuttur. Dava, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer mahkemesinde, zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinde veya davalı gerçek ya da tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

“Av. Vedat Can SÜNERİN
İş kazası ve meslek hastalığı tazminat davalarında en sık karşılaşılan hata, diğer işçi alacakları ile karıştırılarak zorunlu arabuluculuğa başvurulmasıdır. Bu davalar arabuluculuk şartına tabi değildir ve doğrudan iş mahkemesinde açılabilir. Ayrıca, tazminat hesaplamaları kusur oranı ve maluliyet derecesi gibi teknik verilere dayandığından, yargılama sürecinde bilirkişi incelemesi esastır. Zamanaşımı süresinin belirlenmesinde ise genel 10 yıllık sürenin yanı sıra, olayın suç teşkil etmesi durumunda ceza zamanaşımı süresinin uygulanabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.”

Arabuluculuk İstisnası ve Dava Süreci

İş hukukundaki genel kuralın aksine, iş kazası ve meslek hastalığından doğan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlara ilişkin rücu davaları zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır. Taraflar, dava şartı olarak arabulucuya gitmek zorunda olmaksızın doğrudan mahkemeye başvurabilirler.

Taraflar, zorunlu olmamasına rağmen uyuşmazlığı çözümlemek amacıyla ihtiyari arabuluculuk yolunu tercih edebilirler. Ancak bu tercih, dava açma süresini veya mahkemenin görevini değiştiren bir zorunluluk teşkil etmez. Doğrudan dava açılması, sürecin gereksiz uzamasını engellemek adına tercih edilen bir yöntemdir.

Zamanaşımı Süreleri ve Teknik İnceleme

İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Ancak, olayın bir suç teşkil etmesi ve Türk Ceza Kanunu’nda bu suç için daha uzun bir dava zamanaşımı süresi öngörülmüş olması halinde, tazminat davası için de bu daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Mahkeme süreci; kusur oranlarının belirlenmesi, maluliyet derecesinin SGK tarafından saptanması ve işçinin gerçek kazancı üzerinden maddi tazminatın hesaplanması gibi konularda bilirkişi incelemesine dayanır. Kaza anına ilişkin tutanaklar, sağlık raporları ve işyeri kayıtları gibi delillerin korunması tazminat miktarının belirlenmesinde temel dayanağı oluşturur.

İş Kazasının Tespiti Davası

İş kazası veya meslek hastalığı neticesinde açılacak tazminat davalarında, olayın SGK kayıtlarına iş kazası olarak geçmesi davanın seyri açısından öncül bir nitelik taşır. Kurum tarafından yapılan inceleme sonucunda olayın iş kazası olduğunun reddedilmesi durumunda, tazminat davasından önce veya dava ile birlikte iş kazasının tespiti davası açılması zorunluluk arz edebilir.

Bu tespit davası, işçinin sigorta haklarından yararlanabilmesi ve tazminat hesaplamasına esas teşkil edecek maluliyet oranının belirlenebilmesi için temel bir hukuki dayanak oluşturur. SGK tarafından düzenlenen tahkikat raporları ve müfettiş incelemeleri, mahkeme nezdinde güçlü delil niteliği taşımakla birlikte, bu raporların içeriğine itiraz edilmesi mümkündür.

İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sürecinde Kusur Oranlarının Belirlenmesi

Tazminat davalarında hükmedilecek maddi ve manevi tazminat miktarı, işçi ve işverenin kaza üzerindeki kusur oranlarına doğrudan bağlıdır. Mahkeme, iş güvenliği uzmanları ve iş müfettişlerinden oluşan bilirkişi heyetleri aracılığıyla işyerindeki koruyucu önlemlerin yeterliliğini, işçinin talimatlara uyumunu ve işverenin gözetim yükümlülüğünü inceler. Kusur oranları, tazminatın hesaplanmasında temel çarpanı oluşturduğundan, kaza anındaki işyeri ortamının ve güvenlik ekipmanlarının durumu, davanın seyri açısından en kritik delil grubunu teşkil eder.

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına tam uyum sağlamış olması, kusur oranını azaltan bir faktör olsa da, işverenin kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde tazminat yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmayabilir. Özellikle tehlikeli işlerde, işverenin kusuru olmasa dahi, kazanın işin yürütümü sırasında meydana gelmesi nedeniyle belirli bir oranda sorumluluğu devam edebilir. Bu nedenle, bilirkişi raporlarında yer alan kusur dağılımına karşı tarafların itiraz haklarını kullanmaları ve teknik verilerin doğruluğunu denetlemeleri, tazminat miktarının hakkaniyete uygun belirlenmesi için zorunludur.

Maluliyet Derecesinin Tazminat Hesabına Etkisi

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan bedensel zararın tazmin edilebilmesi için, işçinin çalışma gücündeki kayıp oranının (maluliyet derecesi) kesinleşmesi gerekir. SGK Sağlık Kurulu tarafından belirlenen bu oran, işçinin gelecekteki kazanç kaybını ve yaşam kalitesindeki düşüşü temsil eder. Maluliyet oranının yüksekliği, maddi tazminatın hesaplanmasında kullanılan aktüeryal hesaplamalarda doğrudan artışa neden olur. Kurum tarafından verilen maluliyet kararına karşı, işçinin veya işverenin itiraz etme hakkı bulunmakta olup, bu itirazlar Adli Tıp Kurumu nezdinde yapılacak incelemelerle nihai sonuca bağlanır.

Maluliyet oranının belirlenmesi süreci, tazminat davasının bekletici meselesi haline gelebilir; zira kesinleşmemiş bir maluliyet oranı üzerinden yapılan hesaplamalar hatalı sonuçlar doğurur. İşçinin kaza öncesindeki yaşı, mesleki kıdemi ve kaza sonrası çalışma kapasitesindeki değişim, tazminatın miktarını belirleyen diğer değişkenlerdir. Mahkeme, bu verileri birleştirerek işçinin kaza anından emeklilik yaşına kadar elde edebileceği muhtemel kazanç kaybını hesaplar. Bu hesaplama süreci, teknik bir uzmanlık gerektirdiğinden, tarafların kendi hesaplamalarını sunmaları veya bilirkişi raporlarına karşı somut verilerle itiraz etmeleri davanın sonucunu doğrudan etkiler.

İş Kazası Tazminatında Rücu Davaları ve Kurumun Rolü

SGK, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sigortalıya veya hak sahiplerine bağladığı gelirleri ve yaptığı harcamaları, işverenin kusuru oranında rücuen tahsil etme hakkına sahiptir. İşveren, iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu bulunursa, Kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödenekleri ve bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri için kendisine dava açılabilir. Bu rücu davaları, işçinin açtığı tazminat davasından bağımsız bir süreç olarak yürütülür ancak her iki davada da kusur oranlarının tutarlı olması beklenir.

İşverenler, Kurumun rücu taleplerine karşı, kazanın meydana gelmesinde işçinin ağır kusuru olduğunu veya üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunduğunu ileri sürerek savunma yapabilirler. Rücu davalarında zamanaşımı süresi, Kurumun rücu hakkının doğduğu tarihten itibaren başlar ve tazminat davalarından farklı bir hukuki işleyişe tabidir. İşverenlerin, iş kazası sonrası Kurumdan gelen ödeme emirlerini veya rücu davalarını, tazminat davası süreçleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendirmeleri, mali risklerin yönetimi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Av. Vedat Can SÜNER: İş kazası süreçlerinde, SGK’nın rücu talepleri ile işçinin tazminat talepleri genellikle aynı kusur incelemesine dayanır. Bu nedenle, her iki süreçteki bilirkişi raporlarının birbiriyle uyumlu olması ve teknik itirazların zamanında yapılması, işverenler için mali yükümlülüklerin sınırlandırılması adına hayati bir uygulama adımıdır.

Sık Sorulan Sorular

İş kazası bildirim süresi hafta sonunu kapsar mı?

Hayır, bildirim süresi “iş günü” üzerinden hesaplandığı için Cumartesi, Pazar ve resmi tatiller bu süreye dahil edilmez.

İş kazası bildirimi yapılmazsa ne gibi yaptırımlar uygulanır?

İdari para cezası uygulanır ve bildirim yapılana kadar sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir.

İş kazası tazminat davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?

Hayır, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır.

İş kazası tespiti davası neden gereklidir?

SGK tarafından olayın iş kazası olduğunun reddedilmesi durumunda, tazminat davasının ön koşulu olarak iş kazasının tespiti davası açılması gerekebilir.

Scroll to Top
WhatsApp